Arkadaşlık üzerine yardırmalı bir post


Arkadaş gruplarında “aslında tanısan çok seversin” denilen insanlar vardır ya, işte o benim. Soğuk tipliyim ve bakışlarım beni tanımayanlara nedense itici geliyor, aslında bunu uzun süre sorguladım ancak daha sonra aklıma, annemi ergenliğimde nasıl sadece bakışlarımda ve göz devirmelerimle deli ettiğimi düşününce insanlara hak vermeye başladım. Sanırım gerçekten itici bir tipim var.

İtici bir tipim olmasıyla ilgili bir sorunum yok, sosyal ortamlarda insanların bana fazla ilişmemesinden de hoşlanıyorum diyebilirim, yani insanı istediği kişiye istediği kadar tanıtabilmesi bence müthiş bir iş. Zira sosyal medya hesaplarımda ne kadar güleç ve arkadaş canlısı olsam da, çok fazla insanla uzun süre geçinebildiğimi söyleyemem. Bu konu yanlış anlaşılmasın, geçimsiz biri değilim, sadece aşırı sosyal insanların çoğu zaman yaptığı gibi her yeni tanıştığım insanı arkadaşım yapmıyorum, tanıdığım oluyorlar.

Tanıdık olmakta da bir sakınca yok bence, karşılaştığımızda selamlaşır iki kelam ederiz, arkadaş ortamında aynı masada otururken güzel güzel muhabbet döndürürüz. Bence arkadaş olmaktan daha mutlu edici bir durum. O kadar sorumluluğu yok ve insanı olur olmadık durumlarda kendiyle hesaplaşır halde bırakmıyor. Fakat arkadaşlık öyle bir durum değil, belki benim aşırı hassaslık gösterdiğim bir durumdur bu, aslında arkadaşlık öyle bir şey değildir ama ben, arkadaşım dediğim insanı başkalarından üstün tutarım, ayrıcalık tanırım, en özenli davrandığım insanlar takımına yüksek duygusal bonservis bedeli ile alırım. Bu da, özellikle benim gibi düşünen biri için, epey hırpalanmak anlamına geliyor. Sebebi ise tabii ki seçtiğiniz kişinin size karşı o kadar özenli davranmaması. Özenli davranmayı bırakın, bazısı yeri geliyor sırtınızdan bıçaklıyor, yeri geliyor yalan söylüyor, dedikodunuzu yapıyor.Featured image

Neredeyse ilkokuldan Üniversiyeyi bitirene kadar resmen arkadaşlık işini tam olarak kavrayamamışım. İlkokul, ortaokul ve lisede müthiş arkadaşlarım olduğuna inandım, olmamış. Zira görüşmeye devam ettiğim kişi sayısı 3 ü geçmez. O zamanlar kendimce, belki biraz kibirli gelecek ancak şöyle bir yöntem geliştirmiştim. Tanıştığım herkes hayatıma 100 puanla giriyor, bahis sitesi gibi bonusu benden, çünkü salak gibi tanıştığım ve anlaşabildiğim herkesi dünyanın en iyi insanı olarak kabul etme huyum var. Şimdiye kadar pek kazık da yemedim aslında bu yazının gidişatından öyle bir sonuç çıkarmayın. Neyse, 100 puanla başlayan yeni kişi zamanla puan kaybedip puan kazanacak ve ona göre kendisi ile arkadaşlığımı devam ettirip bitirme kararı alacağım gibi bir sistem kurmuştum. Çok saçma geliyor şimdi düşününce, zira şu hayatta ara sıra sinir olmadığım tek bir insan bile olmadığının farkına vardım geçtiğimiz yıllarda. Dolayısıyla birine sinir olmak gayet normal bir durum, dolayısıyla puan sistemi böylece çöktü herkes -10lara düşmüş oldu.

Ben mi insanları fazla yargılıyorum, yoksa insanlar bazen gerçekten bencil ve menfaatçi mi davranıyor hala bunun cevabını verememiştim. Ergenliğimde gerçekten çok etkileniyordum bu sosyal ilişkilerden, neden bana öyle dedi, ben ona ne yaptım, yoksa benim verdiğim değer onun için önemli değil mi gibi hormon bazlı sorular sordukça kendimi üzüyor bir sonuca da varamıyordum. Halbuki diziler ve filmler sürekli arkadaşlığın öneminden ve herkesin bir best friend’i olmadı gerektiğini sübliminal de olsa ince ince hayatım boyunca benim beynime kazımıştı, ancak benim ilişkilerim kafamda büyüttüğüm ufaklı büyüklü sorunlar yüzünden, sürekli kuruntu yaptığım ve güvende hissetmediğim bir haldeydi.

Sonra dedim ki Berrak sen deli misin bu kadar düşünecek ne var. O anlarda 22 yaşlarındayım ve arkadaşlık benim için hala önemli, ancak üstüne bu kadar da kafa yorduğum bir konu değil. En yakın arkadaşım hayatım boyunca kendim olmuşum, o aralar farkettim. O farkındalıkla kendimi hiç olmadığım kadar özgür ve özgüvenli, bunun yanısıra neşeli ve hiç olmadığım kadar eğlenceli hissetmeye başladım. Arkadaşsız kaldığımı söyleyemeyeceğim zira her zaman (dikkatli incelemediğim takdirde) çok iyi arkadaşlarım oldu. Ama eskisi gibi arkadaşlarımı hayatımın atar damarları üstüne yerleştirmedim, zira öyle yapmamak da gerekiyormuş ki insan kendine yetebilmeyi öğrensin.Featured image

Benim yaşadıklarım büyük olaylar değil, muhtemelen ailesi işkolik olduğu için yalnız büyüyüp destek olarak okulda günün çoğunu arkadaşlarıyla geçiren ve onları ailesi bellemeye çalışan hisli bir çocuğun sancılı bir şekilde sosyal hayatı kavrama hikayesi.

Hikayenin sonunda küçük berrak kafa rahatlığı ile mutlu bir hayat sürüyor. Yine de bu kavrama ve sonuç çıkarma sürecinin bana şöyle bir etkisi oldu, kim ne yaparsa yapsın uzun süre üzülemiyorum. Hayatın diğer zorlukları beni üzebiliyor, o da en fazla 3-4 gün oluyor. Buna sevinmeli miyim, üzülmeli miyim o konuda kafam karışık zira üzülmekten hoşlanmıyorum, canım sıkılıyor, ancak bu kadar gamsız olmak da çevremdeki insanları rahatsız ediyor ve kaypak ya da bencil olmakla suçlanabiliyorum.Featured image

Bu da böyle bir blog yazısı olsun mu, bence olsun.

Arkadaşlık üzerine yardırmalı bir post” üzerine 2 yorum

  1. Yaşasın yeryüzünde benim gibi insanlar var, ben de 22 yaşındayım ve son 2 haftadır o dönüm noktasındayım, bu postta aferin doğru yoldasın der gibi oldu

    Beğen

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s