İstanbul’da 10 Gün: Aşk/Nefret


İstanbul’da 8. günüm, uzun süredir bu kadar uzun kalmamıştım, günlerimi 10’a tamamlayıp İzmir’e döndüm.

İstanbul oldum olası gözümü korkutuyor, kalabalık, kaotik, bomba patlamalı, terör estirmeli, beton ormanı, aşırı pahalı, kimin ne olduğunu, neden zengin, nasıl zengin, neden kibirli, neden yargılayıcı olduğunu anlayamadığım ve turist olmaktan keyif aldığım bir şehir.

Fakat bu sefer yargılarımı bir kenara bırakmaya çalıştım. İstanbul’a taşınma, yüksek lisans konuları ciddiye bindikçe istanbul’a daha bi’ alıcı gözle bakmaya çalışıyorum. Turistliği bi kenara bıraıp kiralara göz gezdirmek, ne bileyim taksi yerine toplu taşımaya yönelmek, bakalım kaybolacak mıyım diye garip destinasyonlar seçip ordan oraya yürümek gibi faaliyetlerde bulundum. Kaybolmuyorum ama gittiğim yeri henüz tekrar bulabilir miyim emin değilim.

Şehrin kalabalığı, hayatın pahalılığı bir yana, mutsuz suratlar, delici bakışlar beni daha çok rahatsız ediyor. Belki burada büyüseydim ben de şehri severdim, ya da alışırdım, fakat dev bir zengin olmadığım sürece burada halimden pek de memnun olacakmışım gibi gelmiyor. Sonsuz inşaat gürültüsü, mahalle adı altında yatan beton ormanları, sokakların garip saatlerde çöple dolup taşması, kimsenin aslında adına yakışır bir iş yapmamasıyla yaşadığım hayal kırıklıkları birer bahane de olabilir ama istanbul’da bi’ turistten fazlası olmayı hala pek istemiyorum sanırım.

Tabii ki hayatta her zaman istediğimiz şekilde yaşayamayacağım, iyi okullar, daha çok para kazanmak, geleceğim için atmam gereken adımlar, bunları elde edebilmem için canımın biraz sıkılması gerekiyor. Bunların yanısıra, İstanbul’un üstüme attığı ölü toprağı, sürekli oradan oraya taşınmaktan yılmışlığımın bahanesi de olabilir. Fakat bu durum nedense sadece İstanbul için geçerli, yurtdışında yaşayacak olsam muhtemelen koştura koştura giderim. İstanbul’da yaşamam çekeceğim çilelere değecek gibi gelmiyor.

Muhtemelen İstanbul’da büyüseydim ya da lisansımı okusaydım bu kadar gözümü korkutmayacaktı, pahalılığı garip gelmeyecekti, belki kaostan keyif bile alacaktım. Artık biliyorum, İzmir fazla rahat, insanı uyuşturup başka yerde yaşaması imkansızmışçasına hissettiren, dev bir rahim gibi, güvenli, sınırlı, risksiz emekli hayatına müptela ediyor insanı. Fakat İzmir’de ilerleyebileceğiniz hiç bir yer yok, çünkü seçebileceğiniz alternatif bir yol bulunmamakta. Keşke olsa.

Instagram’da içimi döktüğüm fotoğrafın altına gelen yorumlardan anladığım kadarıyla bu dediklerimi yaşayan bir tek ben değilim. İstediğim okullar, akademi hedeflerim, İstanbul’da yaşayan arkadaşlarım, İzmir’de olmayan konserler, sergiler, etkinlikler, şehrin kısmi güzel lokasyonları, annemin verdiği motivasyon, maddi olarak destekleme vaatleri içime su serpse de kiralar ve bir demet ağaca dönmüş hormon bombası maydonozun bile 2 liraya yakın fiyatı buraya geldiğimde hem çalışıp hem okumak hem de şehre katlanmak zorunda kalacağıma dair bana göz kırpışlar gönderiyor. Alacağım maaş da muhtemelen yetmeyecek, canım çıkacak, sosyalleşmeye enerjim kalmayacak, bir yandan okula koşturacağım, yaşadığım yeri sevmeyeceğim, yeşillikler görmeyeceğim, yine mi paylaşımlı ev…

Acaba şu an kendimi fazla mı kuruyorum?

Sonradan gelen edit;
Son sorduğum soru ne kadar isabetli olmuş, zira bu post’u yazıp taslak olarak kaydetmiştim, fakat İstanbul’daki son 3 günüm o kadar keyifli ve tasasız geçti ki dönerken üzüldüm. Yapacak ne kadar çok şey vardı. Eve geldiğimde de burayı ne kadar özlediğimi anladım, 10 günde hem dev mega kente alışıp hem de evi ve İzmir’i çılgınlar gibi özleyerek kendi ikilem rekorumu kırdım.
Ne kadar kafası karışık bir blog yazısı oldu bu, ben bile anlamadım neler diyorum.

Tüm yazıyı toparlayan bir dilekle bu işi sonlandırayım; umarım ileride çocuğum olursa kendine sürekli kök salacak bir yerler arayan korkunç bir yengeç burcu olmaz ve bu yaşadığım gereksiz kafa karışıklıklarını yaşamaz.

Bunlar da çektiğim bir takım fotoğraflar. İzmir’e döndüm, ara sıra bakıp tekrar düşüneceğim.

İstanbul’da 10 Gün: Aşk/Nefret” üzerine 2 yorum

  1. Merhaba.
    İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm. Daha Taksim’e bile görmeden 14 yaşında “Ben bu şehirden sıkıldım” deyip liseyi Çanakkale’de okumaya başladım. 3 hafta sonra ilk tatille İstanbul’da döndüğümde o kadar çok üzüldüm ki bu şehri bırakıp gittiğime. Ama Çanakkale’de okuyarak doğup-büyüdüğüm çevreden kopup kendimi, yeteneklerimi, ilgi alanlarımı keşfetip lise bittiği gibi ayaklarımı popoma vura vura İstanbul’a döndüm. Çünkü hayallerimin hepsi İstanbul’daydı. Ve “Üniversiteyi kesinlikle İstanbul dışında okumam!” diyordum ve üniversite okumaya İzmir’e geldim.
    Senin Istanbul’a tasinma surecinde dusunduklerinin tam tersini Izmir için düşünüyorum.
    Evet İzmir çok küçük, kariyer geliştirmek için lanet bir yer. Benim tabirimle de “gevşek” bir şehir. İzmir’le İstanbul birbiriyle anlaşamayan gelin-kaynana gibi.
    Ama yazdıklarında takıldığım tek şey İstanbul’a pahalı demen. İstanbul’un pahalı olduğu iki konu var bence; kiralar ve ulaşım. Diğer seçenekler konusunda İzmir’den bir farkı yok, hatta çok daha iyi bile diyebilirim.
    Okumak ve kendini geliştirmek istiyorsan (gelistirmek istedigin alanin medya, iletisim oldugunu varsayiyorum) Istanbul’dan baska secenegin/secenegim yok gibi.
    Amaca giden yolda odenen ev kiralari kutsaldir bence.
    Sonradan Istanbul’a gelip, kendini var etmeye calisan insanlardan da ogrendigim bir sey daha var ki o da “Istanbul’a uymuyip, Istanbul’u kendine uydurmak”tir.

    Neyse fazla uzun yazdim, bos bos seyler de yazmis olabilirim.

    Beğen

  2. o zaman soyle soyleyeyim (ayni dertten muzdarip bir yengec olarak) Kutadgu Bilig e ait oldugu iddaa edilen bir soz der ki ‘ bu AY surekli evini degistirir, hep ev degistiren sey ne yapsa bir yere isinamaz’ . malum biz yengecler de Ay yonetiminde insanlariz:) ne yapsak bir yere, bir seye TAM anlamiyla ait hissedemeyisimiz belki de bundan..
    (dip not: bu sehrin klise tabirle gizemi, ne kadar batirsalar da bozamadiklari guzelligi etkiliyor gercekten insan ruhunu. ama kaosu, guvensizligi , zorlayan kosullari da diken gibi batiyor ustunde yururken. yani kalma-gitme gelgiti bu sehir varoldukca varolmaya devam edecek gibi duruyor. dogma buyume İstanbullu dedikleri insan tipi bildirdi 🙂 )

    Liked by 1 kişi

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s