Karadeniz ve Doğu Anadolu Gezisi: Trabzon


Tam vaktinde çıkılan, başından sonuna inanılmaz ufuk açıcı ve keyif dolu geçen bir tatili elimden geldiğince özetini geçeceğim.

Tümünü snapchat’imden canlı yayınla anlattığım, 6 gece 7 gün horonla başlayıp halayla bitirdiğimiz, 11 il ve 5 ülke sınırı gördüğümüz, binbir türlü maceralarla geçen Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu turundan biraz da blogumda bahsedeceğim, çünkü siz istediniz biz yaptık!

Bu turu Snapchat’te yayınlamam standart paylaşımlar olarak can bulduysa da, devamı bir sürü insanın mesaj ve snap atarak gittiğimiz yerlere göre tavsiyeler verdiği, evinde misafir etme teklifleriyle şenlendirdiği, memleketini yeniden gördüğü için sevinçlerini paylaştığı, hatta lastiğimizin patladığı köyde çektiğim snap’te komşu teyzesini görerek kafalarımızı yaktığı, uç noktada interaktif ve kolektif bir geziye dönüştürdü bu tatili. Biz Onur’la bu durumdan inanılmaz keyif aldık.


Hayatımda ilk kez geziyi, benden başka birinin planladığı kurumsal bir tur ve tanımadığım insanlardan oluşan bir ekip ile gezdim. Özellikle Karadeniz kısmı için ilk gidişimizin tur olmasına boyun eğmek zorunda kaldık çünkü yaylalarından, dağlarına tatilin karadeniz kısmı ulaşması zor ve birbirine uzak noktaları barındırıyordu. Biz de dedik ki, önce turla hızlıca bi gezelim, beğendiğimiz yerlere kendimiz tekrar gideriz.

İlk tur deneyimim olduğu için, tur olaylarına eleştirel bir gözle bakamıyorum, fakat aynı tura katılmak isteyen anneme dediğim gibi, ciğerine güvenmeyen bu denli yoğun ve trekking dolu bir tura çıkmasın zira bizim haşatımız çıktı. Tamam, biz de Onur’la dünyanın en fit insanları değiliz ama Onur’un dağcılık, benim de kısmi bir fitness geçmişim var. Kas hafızalarımız skandal amneziler yaşayarak gün sonlarında bizi çok üzdü.

Yukarıda bahsettiğim gibi aşırı yoğun ve dolu dolu geçen bir tatil olduğu için sizi tek bir post ile boğmayayım ve bu şehirleri ayrı ayrı yazayım diyorum.

Trabzon’dan başlayıp, her gece başka bir şehirde kalarak Van’da tamamladığımız müthiş turun ilk yazısı geliyor; Trabzon’la start verelim.

Untitled


 

Pazar günü yola çıkacağımız hafta Onur’la birbirimize dedik ki, Cumartesi kendimizi çok yormayalım, Trabzon uçağı saat 7’de ve Sabiha Gökçen’den kalkıyor, Biz de Galata’dayız, haşat oluruz. Peki biz ne yaptık, Cumartesi günü Galata’dan Balat’a güneşin alnında yürüyüp, Fener Rum Patrikhanesi’nde bir düğüne katılıp, bütün Balat’ı gezip gecesinde de Onur’un iş arkadaşlarıyla gizli saklı bir meyhane’de takıldık.

Untitled Untitled

Haşat olduk ey halkım. 

Pazar sabahı 4.30; 4 saatlik uykudan uyanıp, İstanbul parti gençliğinin eve dönüş saatinde Tur servisine yetiştik. Havaalanına vardık ve uçağa bindik. Check-in sırasında özellikle rica ettiğim pencere kenarı(!) koltuma oturdum, yanımda Onur, 2 saatlik uykusu bol ve sabah kakasını bile henüz yapmadığımız bir yolculuğun sonunda Trabzon’a ulaştık.

 

Trabzon’a ulaşır ulaşmaz müthiş bir vadi ve akarsu’ya bakan açık büfe kahvaltı mekanına getirildik. Onur’un da dediği gibi, Karadeniz’den başlayıp Doğu’ya kadar pacman gibi yiye yiye gezme planımıza uygun olarak, açık büfe ve karadeniz mutfağıyla bezeli tabakları görür görmez uykumuz açıldı.

Untitled

Turşu kavurması ve karalahanalı yumurtayla karnımızı doyurup, tur arkadaşlarımızla tanıştık. Çorlu’dan katılan tatlı bir çift ve gezinin gidişatına ve gezide oluşturacağımız anılara büyük ölçüde yön vereceklerini henüz farketmediğimiz Bulgaristan göçmeni, çok yakın arkadaş türk hanımlar ve çocuklarından oluşan inanılmaz enerjik bir gurup.

trabzon-atatrk-kk-15-mays-16_27164916392_o

Trabzon havalimanı denizin hemen kenarında, şehre girer girmez farkettiğiniz ilk şey çirkin, devasa yüksek katlı apartmanlar olsa da, kalanı öyle değil.

İlk durağımız Atatürk Köşkü!

trabzon-atatrk-kk-15-mays-16_26655331904_o

Atatürk’ün 1937 yılında vasiyetinin bir kısmını burada yazdığı ve Sabiha Gökçen’e Dersim talimatlarını burada verdiği söyleniyor. İçeride Atatürk’ün üzerinde çizim yaptığı dev bir Türkiye haritası çerçeveli olarak sergileniyor.   19 ve 20. yüzyıldan kalan mobilyalar, halılar, porselenler ve art nouveau döküm kalorifer petekleri çok güzel. Dev ortancalar ve güllerle donatılmış bir bahçesi ve çam ağaçlarıyla bezeli bir deniz manzarası var.

Trabzon halkı zamanında, aralarında para toplayıp bu müthiş ahşap köşkü, gelip kaldığında çok beğenen Mustafa Kemal Atatürk’e hediye etmiş. Daha önce köşkün sahibi Ermeni bir bankermiş, fakat ülkeden sürülmüş, ya da göçmüş, ve köşk elinden alınmış ya da köşkü terketmiş. Bu konuda bir çok söylenti mevcut, ama köşkün ilk sahibi Ermeni bir vatandaşmış zamanında.

Untitled

Köşkün etrafındaki çam ağaçları son derece nizami bir şekilde kamuflaj oluşturması sebebiyle dikildiği ve bu köşkte üst düzey memur ve askerlerin toplantılar yaptığı da verilen bilgiler arasındaydı. Güzel köşk vesselam.

 

Trabzon Ayasofya Müzesi/Kilisesi/Camii

Untitled

Trabzon’da 250 küsür yıl hüküm süren Kommenos’lardan, Manuel I’in 1290’lı yıllarda yaptırdığı düşünülen yunan ortodoks kilisesi, Trabzon’un en iyi korunmuş (olduğu kadar) tarihi yerlerinden biri. İyi korunmuş dememe aldırmayın, zaman içinde bi camii, bi müze yapalım derken, bir yandan da yörede yaşanan savaşlar, yağma ve tahrip sebebiyle yine dev yıpranışlar içinde. Fakat mimari olarak, konuda uzman arkeolog ve mimarlar, dini olarak da Müslümanlar ve Ortodoks’lar için buranın önemi büyük.

Untitled

Kilise ilk olarak 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi sonrası camii’ye çevriliyor.

Untitled

Söylenene göre 1700’lü yıllara kadar rahipler yan taraftaki manastırda yaşamaya devam etmiş, fakat daha sonra bölgeden korkuyla kaçmışlar. Bir de 1. Dünya Savaşı’nda Rus’lar burayı hastane ve karargah olarak kullanmış diyorlar.

Untitled Untitled

Son olarak 1958-60 yılları arasında sağ kalan freskler Edinburg Üniversitesi işbirliği ile restore edilmiş ve o zamandan 2013 yılına kadar müze olarak kalmış. 2013 yılında Diyanet İşelri açtığı dava ile Kilise/Müze’nin Camii’ye çevrilmesine sebep olmuş.

Untitled

Şu an Ayasofya’nın bir kısmı Camii, o kısmın duvarlarındaki freskler perde ile örtülü.

Untitled

Untitled

Diğer kısımlarında restore edilmiş freskler zarar görmüş olsa da (üzerine isim kazımış davarolar bile olmuş) İncil’den hikayeler görmek hala mümkün.

Untitled Untitled

Zaten nerede tarihi bina görsek duyduğumuz ilk şey ‘burası kiliseydi, camiiye çevrildi’ oldu.

Karaca Mağarası (Gümüşhane / Torul)

Rakımların durmaksızın yükseldiği bir tırmanıştan sonra (çoğu arabayla, kalanı hala son kısmı devam eden yol yapım çalışması sebebiyle çamur ve balçık içinde yürüyerek), Gümüşhane’nin 17 km. ötesinde bulunan 1550 m. yükseklikteki Karaca Mağarası’na geldik. bir bulutla uçak dışında ilk defa göz hizasında bulundum. ilerki günlerde daha da yükseğe çıkacağız.

Untitled

Akıl almaz bir manzara, ve içerde fotoğraf çekimine izin verilmeyen, sarkıt ve dikitlerle dolu, müthiş bir başarıyla korunmuş büyük bir mağara. İnternet’te bulunan görsellerle aklınızda canlandırmanıza yardımcı olayım.

Karaca Mağarası 1983 yılında köyün sakinlerinden jeoloji mühendisi Şükrü Eroz tarafından bulunmuş. Kendi köyünü keşfe çıkan, ya da haber alıp kendi yöresine uzmanlığıyla katkıda bulunan Şükrü Bey’i çok takdir ettik ve bu durum hoşumuza gitti.

Untitled

Karaca Mağarası bu gezide benim de, Onur’un da unutamayacağı yerlerden biri. İçeride devasa dikit ve sarkıtlardan şıp şıp sabırla damlayan, bol magnezyumlu kar suyunun, 15 senede 2 santimşer oluşturduğu binlerce yıllık doğa harikaları kafamızı açtı. Kafamızın açılmasına bir sebep de bu mağaradaki aşırı saf oksijen miktarı. İçerde fazlaca vakit geçirirseniz bir kısım baş ağrısı ve dönmesi yaşayabiliyorsunuz, fakat astım hastalarına çok iyi gelen bir hava bu, hatta kür olarak haftada 1 gün yarım saat olarak reçetelere yazılıyormuş mağara ziyareti. İçerde fotoğraf çekmek yasak, ahşap köprüler ve merdivenler üzerinden gezerek, güzel bir ışıklandırma ile donatılmış mağarayı, mağara görevlisinin anlatımıyla gezebiliyorsunuz.

karaca1

Görevlinin bulunmasının sebebi hem mağarayı ziyandan ve tahripten korumak, hem de oksijen baş dönmesi yaşayan olursa yardımcı olmak. Aynı zamanda sarkıt ve dikit oluşumunu, görünen şekilleri de anlatıyor tatlı bir şekilde.

dogu-karadenizde-gezilecek-yerler-13-1

Mağara 18 m tavan yüksekliğine, 1000 m2’de iç alana sahip yani oldukça büyük. Zaten içeri girdiğinizde göreceğiniz metrelerce uzunluktaki damlataşlar, perde taşlar, sütunlar aklınızı başınızdan almaya yetecek. Bu mağarada resmen imana geldik.

Untitled

Sümela Manastırı 

Çok üzgünüm çünkü Sümela Manastırı 2015 eylül ayından beri restorasyon sebebi ile kapalı. Duyumlarımıza göre yapının dış konstrüksiyonu ve içerisi o kadar yıpranmış ki aşağı taşlar düşüyormuş. Sümela Manastırı’nı hepimiz biliyoruz, az çok. İçeri giremesek de dışardan bakıldığında o bildiklerimiz unutuluyormuş.

Untitled

Sarp bir dağ duvarına oyarak yapılan dev bir bina görmek insanın tansiyonunu arttırıyor.Altında eriyen kar sularıyla gürül gürül akan bir akarsu, kendisini çevreleyen devasa bir dağ ve ormanlar da buna epey katkı sağlamakta.

Untitled

Sümela Manastırı 365-395 yılları arasında yapılmış. Karadeniz Rum’ları arasında anlatılan hikayesi de şöyle; Barnabas ve Sophronios isimli iki keşiş bir gece aynı rüyayı görüyor, rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’nın, kollarında İsa Bebeği tuttuğu Meryem tasvirli kayıp ikonun yerini görüyorlar, bu yer de Sümela Manastırının olduğu yer. Birbirlerinden habersiz yola çıkan iki keşiş deniz yoluyla Sümela Manastırının olduğu yerde karşılaşıyorlar, rüyalarını birbirlerine anlatıyorlar ve kilise’nin inşaatı başlıyor.

Şu an bile ancak zorlu ve dik yollardan ulaşılabilen manastır o dönem nasıl yapıldı aklım almıyor. Dediğim gibi içeri giremedik, ama dışarıdan da nefes kesmeye yetecek bir heybeti var.

Untitled Untitled

Trabzon’da ne yenir? Trabzon’dan ne alınır?

Trabzon’da tabii ki Turşu Kavurması, Hamsi ve Karalahana yenir. Mısır ekmeği de yenir. Ama biz bunların bir kısmını pas geçip Hamsiköy’ün şanını sonuna kadar hak eden Sütlacını yedik.

Snapchat ve Twitter’da, Hamsiköy’de olduğumuzu öğrenenler SÜTLAÇ YEMEDEN DÖNME tavsiyeleri vermişlerdi, siz istediniz biz yaptık.

Untitled

Hamsiköy sütlacına aklımız şaştı. Kremamsı, çok katı kıvamı olmayan inanılmaz lezzetli bir sütlaç, hakikaten de yediğim hiç bir sütlaca benzemiyor.

UntitledUntitled

Köme ve Muska Pestil

Köme cevizli sucuğun gerçek adıymış! Pestil (dut şırası), bal, şeker, ceviz, fındık ile çeşidine göre yapılan müthiş Gümüşhane tatlısı, adamı düz duvara tırmandıran bir nimet… Muska ise, muska şekline getirilip, içine fındık, fıstık, ceviz ve bazen bal koyarak yapılan pestile deniyor. Biz Köme ve Muskaları, Hamsiköy sütlacı yedikten sonra Kral Pestil & Köme adlı tesisten aldık. Duyduğumuza göre en iyisi burasıymış, internetten de satışları var güvenle alabilirsiniz. Gezi sırasında başka yerler de bize bu tatlılardan ikram etmişti, fakat onlarınkiler Kral’ınki kadar iyi değildi işina aslı… Biz buradan yarım kilo Kral Tatlısı Köme ve içi fındık ezmesi ve bal dolu Muska Pestil aldık.

Untitled

Nasıl diye soracak olursanız anlatamam, yemeniz lazım. Buranın Kuşburnu nektarı, fındığı, fındık ezmesi ve dut marmelatı da var, onlar da çok lezzetli.

Trabzon usulü gümüş Kazaziye ve Telkari takılar

Kazaziye eskiden 50’ye yakın aile tarafından ustalıkla yapılan fakan şu an bir elin parmaklarını geçmeyen sayıda ustanın hayata geçirdiği bir takı zanaati. İpek ipliklere sayılan 0.09 mikron inceliğinde 1000 ayar gümüş ya da 24 ayar altının belli motiflere tığ gibi işlenmesiyle oluşuyor.

9c57a763de45cf7e8627add8122c0fe4

Epey zahmetli bir işi fakat ortaya çıkan eser harika. Kazaziye’de kullanılan motiflerin hepsinin birer anlamı olduğu söyleniyor.


 

Sabahın 9’undan otele giriş yapışımıza kadar horon dinlediğimiz bir yolculuk oldu, bu horon, karadeniz türküleri ve yer yer açılan roman havaları ilk 3 gün eğlenceli oluyor, sonrasında bende bi devre yanması baş gösterdi haliyle overdose horon. Tur olayının tek sıkıntısı şimdilik aşırı horon yüklenmesi, ona da alışıveririz ayol.

Bir sonraki gezi yazısında Artvin’de olacağız, bu arada Aşırı Dünya Mutfakları Serisi de Uygur Restoranı ile devam edecek, beklemede kalınız efendim.

Bu da otobüsteki müziklere alışma evresi numara 1.

Karadeniz ve Doğu Anadolu Gezisi: Trabzon” üzerine 3 yorum

  1. Snapchatten an an takip etmeme rağmen bir kere de burdan okuyup keyiflendim. Teşekkürler final haftasında bizi geziye götürüp içimizi ferahlatan koca yürekli kız ❤ 🙂

    Beğen

  2. Snapchat’ten gezinizi takip etmek o kadar keyifliydi ki. O günden beri babamı bizi ne zaman Karadeniz’e götüreceksin diye darlıyorum. Fotoğraflar da çok çok güzel. Fotoğraf makinenizin marka-modelini öğrenebilir miyim ?

    Beğen

  3. Merhaba, acaba hangi turla gittiniz? Ben de çok gitmek istiyorum ama çok fazla turizm şirketinin çok fazla pakedi var ve uzun ve iyi planlanması gereken bir gezi olduğu için karar vermek güç. Teşekkürler. 🙂

    Beğen

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s