Kadınlardan nefret eden kadınlar


Geçtiğimiz hafta şöyle bir eski tweetlerime bakayım dedim, 2010’dan beri neler olmuş hayatımda diye loglarımın tozlu sayfalarına bir giriş yaptım. Hani gençlik günlüklerimizi okumak gibi, bunu ara sıra yapıyorum kendi gelişimimi, düşüşlerimi, yükselişlerimi gözlemlemek için.

İçten içe karanlık geçmişimin farkındaydım aslında, fakat okuduklarım kendime gelmeme yetti de arttı bile. Ben dev bir nefret küpüymüşüm. Şimdi öyle değilim, ama kendi kendime başkasının adına utanmayı yaşattığım için biraz şaşkınım. Çünkü gençken ben, ben değilmişim.

Konuya geleyim, konu bir kadın olarak kadınlardan nefret etmek. Diğer adıyla içselleştirilmiş mizojini. İngilizcede buna Internalized Misogyny diyorlar. İlgisi olan varsa, daha derinlemesine ve akademik araştırma yapabilmesi adına genelde ingilizce karşılıklarını da yazıyorum, bilmeyenler için not olsun.

Şimdikinden kat kat yoğun geçen 18-23 yaş arasındaki yıllarıma baktığımda gördüm ki, enerjimin büyük bir bölümünü ünlü, ünsüz, tanıdık, tanımadık sinir olduğum kim varsa, çoğunlukla kadınlar olmak üzere, üstü kapalı laf sokmaya harcamışım. Ne hikmetse aynı dönem, hayatıda kendimi en özgüvensiz hissettiğim zamana denk geliyor…

Flört ettiğim çocuk bir kız arkadaşıyla fotoğraf mı yüklemiş? Yapıştır, “höö kaşarlar da böyle böyle”, hop gelsin leş gibi slut shaming. Hoşlandığım çocuğun eski kız arkadaşını mı gördüm? Yapıştır, “karga gibi burnundan ötürü kızla pek yakınlaşabildiğini sanmıyorum” tertemiz body shaming. Etrafta gördüğüm, tanımadığım hiç alakam olmayan kadınlara bile sallamışım da sallamışım.

Ünlü kısmısına hiç girmiyorum, onlara zaten hiç acımamışım, sanki E! kanalının dedikodu sunucularından biri ruhumu ele geçirmiş, Perez Hilton’a bağlamışım. Halbuki bana ne, bu insanları tanımıyorum bile, kendileriyle ne gibi bir deneyim yaşamış olacağım da tanımadığım insanlardan nefret edeceğim. Neden bu kadınlardan nefret ediyorum durduk yere?

Şu an karşısında mücadele ettiğim ne varsa, mükemmel bir pişkinlikle hepsini sergilemişim. Rezillik. Fakat durun, bunlar hep faydalı bir işe yaracacak. Size bu duruma nasıl gelindiğini anlatacağım.

Aneliz Şelalesine hazırsanız başlıyorum.

cug0eayxgakfyih-jpg-large


Internalized misonygy, kültürde var olan cinsiyetçiliğin namus, edep gibi öğeler ve diğer kültürel olarak inşaa edilmiş toplumsal normların sübliminal mesajlar yoluyla, kadın nefretinin topluma istemsizce içselleştirilmesidir.

Yani, istemsizce de olsa, gördüğümüz imajlar, kadına biçilen roller, yazılı ve sözlü eril dil, özellikle sinemada ve dizilerde, medyada temsil edilen kadın figürleriyle ve toplumun ‘olması gereken(!)’ kadın rolüne ulaşmaya çalışmak, ya da bu rolü reddedenlere şiddetli bir şekilde karşı gelmek, kendimizi hem eleştirdiğimiz kişiden üstün hissettiriyor hem de bizi kendi kendimizden nefret etmeye itiyor, ve bu durum da kendisini sistemin içinde garip hissettirmiyor.

Garip hissettirmeyişinin en büyük sebebi, insanın kültürü büyürken yaşadığı sosyal deneyimlerle öğrenmesi. Yani ‘ideal’ kadın sembolizasyonu, biz büyürken aklımıza kazınmış, şimdilerde ise bunların üstünü zımparalayıp kafaları açmaya çalışıyoruz.

Buna verebileceğim en güzel örneklerden biri, kadın ve erkeğin oturuş şekilleri. Hastane’deki bekleme salonunda, otobüste, bir kafede kadın ve erkeklerin oturma pozisyonlarına bakın. Erkekler bacakları açık ve daha büyük bir alan kaplayarak otururken, kadınlar bacak bacak üstüne atarak ya da bacakları bitişik oturuyor. Tabii ki kimse nasıl oturacağını bilerek doğmuyor.

Sosyalleşerek yaptığımız gözlemler ya da direkt olarak aldığımız eğitim ve uyarılar sebebiyle bu şekilde oturmayı tercih ediyoruz. Kadın hanım hanımcık oturur, erkek ise dilediği gibi yer kaplayarak… Bu konuda örnekler sonsuza kadar sıralanabilir ama konumuz bu değil… İnsana doğru ve yanlış algılarını kültür öğretir, alt metinler de destekler.

Çocukken, babanız da gayet göbekli bir adam olsa da, sadece annenizin kendisini şişman bulup sıkıntı yaşaması, dayınızın cinsiyetçi şakalar yapması ve buna ailece gülünmesi (onaylanması), ninenizin “hanım hanım otur bakayım” diye sizi sevmesi ya da uyarması, lisede yakın arkadaşınızın başka bir kıza “orospu” diyerek hemcinsinin dedikodusunu yapması, tüm bu ve buna benzer durumlara şahit oluşlarımız, bu olguları içselleştirmemize neden oluyor. Aldığımız tüm bu mesajlar sadece başkalarını değil, kendimizi de nasıl gördüğümüzü etkiliyor, bu verilerle topluma uygun kadın ve erkeğin nasıl olması gerektiğini öğreniyoruz.

tumblr_mqdesu6WSk1s6duydo4_540.jpg

anlamlı………..

Bunca baskı, beklenti ve yanlış temsiliyet, kadınlar arasında toplumda kabul görmek için gereksiz bir rekabete yol açarken, kendimizi diğer kadınlardan üstün hissetmek adına yaptığımız tatsız davranışlar tüm bu mizojeniye katkı sağlıyor. Kendimizi bir daha, eski sevgilinin eski sevgilisinin yeni sevgilisini stalklayıp, kendi sevgilimizin daha yakışıklı ve yetenekli olduğu çıkarımını yapmaya çalışırken bulursak aklımıza gelsin bu yazdıklarım.

Sosyal medya kanallarında, hater olarak tabir edilen kimselerin çoğunlukla kadınlardan nefret eden kadınlar oluşu size bir şey ifade etti mi? Peki ünlü kadın oyuncuların, şarkıcıların, makyaj vloggerlarının yorumlarında dönen küfürleşmeleri farkettiniz mi?

Gerçekten hayatımda gördüğüm en komplike zincirleme hakaret tamlamalarını, en karanlık zihinlerden fışkırmış yaratıcı küfürleri bu kadınların hesaplarında gördüm. Etliye sütlüye dokunmadan işlerini yapan, içeriklerini üreten bu popüler kadınlardan, kadınlar neden nefret ediyor? Gol atamamış, faul yapmış futbolcular dışında (bunu fanatizm konusunda işlemeli), popüler erkeklere güdülen ahlaki ve fiziki eleştiri tabanlı bir nefret söylemiyle karşılaşmak, kadınlara göre daha az görülüyor.

Lise ve ortaokula tekrar dönelim, kız gruplarının olmazsa olmazı, gıybet. Hoşlanılan erkekler, platonik sevdalar, gruplaşmalarla geçen gel giti yüksek yıllardı. Bir kız grubunu, ünlü ya da tanıdık hemcinslerini eleştirmek kadar birbirine bağlayan çok az şey var, malesef. Topluluk olarak yapılan eleştiri ve fikir birliği, komüniteye bağlılık ve içeride hissedilen güveni perçinliyor, çok afedersiniz sürü psikolojisi gibi.

Bu karşılıklı ya da tek yönlü kadın nefreti sanırım daha çok yaşıtlar arasında oluyor. Şeyma Subaşı ve Duygu Özaslan örneklerinde ‘hater’ kısmısı ya kendilerinden daha küçük yaştakiler, ya da benzer yaşlardaki akran kadınlardan geldiğini farkedebiliriz.

Nefret ediyor ama takibi de bırakmıyor, çünkü ideal olarak gördüğü ne özellik varsa (popülerlik, güzellik, zenginlik, başarı) nefret ettiği kişide buluyor bunları, dolayısı ile kendinde eksik olduğunu düşündüğü özellikleri de farkediyor. Karşısındakini aşağılayarak, kendini daha iyi hissetmeye çalışıyor ironik olarak, halbuki başkasını eleştirmek, aslında çoğu zaman bir savunma mekanizması işlevi görüyor.

Şeyma Subaşı örneğinde ise daha değişik bir nefret mekanizması var, onun da nefretçileri çoğunlukla kadın. Kendisine yöneltilen nefret yorumlarının temelinde, topluma lanse ettiği hayatın imkansızlığı ve ahlak normlarına uymayışı var. Metres ya da değil, kimse kimseyi sevmek zorunda değil, fakat neden bir insanın kimseye etkisi olmadığı halde perişan olmasını isterler algılayamıyorum. İşte bunlar hep içselleştirilmiş mizojeni. Kendisini ünlü eden şey de, kadının yüzeysel konularda eleştirilmesinin toplumca çok normal olması. Sanki (her) kadın illa ki ahlak timsali olmak zorunda, ayrıca bahsi geçen ahlak normlarına uymuyorsa bile bu normlara uymak sadece kadının görevi mi?

Bir de ünlü olmayan, çevrede bulunan başka bir kadına kafayı takıp, ondan nefret etmek var. Bu durumu sadece nefret etmek olarak ele almayacağım, işin içinde nefretten çok kınama ya da eleştiri var çünkü. Seks hayatı aktif olan bir kadını kevaşe olarak etiketlemek ve tasvip etmemek, kaşlarını aldırmıyorsa, ojeleri çıkmışsa bakımsız ve pis olarak yaftalamak, dekolte giyiyorsa verici, herkes kadar sık gülümsemiyorsa kötü biri olarak görmek…

Şöyle düşünün birine “ben senin bildiğin kadınlardan değilim” demek bile, hemcinslerinizi eleştirerek kendinizi değerli göstermeye çalışmaktır. Onun bildiği kadınlar kim ki? Ne problemleri var? Sen onlara benzemiyorsun diye seni özel kılan şey ne? Ötekileştirdin de ne oldu, sen de vurdun bir şamar bunu diyerek… “Diğer kadınlar” demek, hemcinsinden, onlardan biri olmak istemeyecek kadar kötü görmek demek. 

0pf95nddeivwbcly5

Erkek egemen toplumun onayını aramak bize birbirimizi kırdırıyor. Estetik eleştirinin esas temeli, peşinde koşulan erkek ilgisinin kime gitmesi gerektiğiyle ilgili sığ bir yarış. Sanki hayatlarımızın salt merkezi (heteroseksüel açıdan) karşı cins tarafından beğenilip arzulanmaymış gibi.

Kadınlar birbirlerini herkesten çok eleştiriyor. Kendimizi yaraladığımız durumlardan biri de bu, kendi kendimizi objeleştirmek. Bedenini sürekli toplumun estetik anlayışına, hoşlanılan cinsin beğenisine uygun bir formda tutmaya çalışmak bir zorunluluk değil, tercihtir. Kadınları görünüşe göre yargılamadaki amaç, kişinin kendini ondan üstün hissetmek isteyişinden başka bir şey değil. Ve şu dönemde üstün hissetmek, kimseye yardımcı olmuyor.

Uğraştığımız bu kadar çok konu varken, kadınların seslerini duyurmak için önce kadınlarla barışıp, birlik olmayı ve birbirlerini anlamaları gerekiyor.

Diğer kadınları kendinizi iyi hissetmek için eleştirmenizdeki sorun, bu süreçte kendiniz dahil bütün kadınları incitiyor oluşunuz.

Şahsen bunu farkettiğimen beri, enerjimi başkasına sinir olup, onlardan nefret etmeye harcamak yerine, bana ilham veren kadınları destekleyip, etrafımı onlarla çevrelemeye harcamaya çalışıyorum.


Eskisi gibi, her şeye ve herkese sinirli olan ben olsaydım şu an bunları yazan, erkeklere sinirlenmemiz gerektiğini söylerdim. Fakat herhangi birine sinirlenerek bu işler çözülmüyor. Oturup barışmamız, birbirimize yüklenmememiz gerektiğini anlamamız şart. Birbirimizin ayağına basmaktansa, toplum olarak bu yanlış değerleri düzeltmeye çalışmamız herkesin faydasına olur.

Erkeklerin baskılanmadığını mı düşünüyorsunuz? Toplum erkekleri de baskılıyor, kendilerini topluma kabul ettirebilmek için girilen “adam gibi adam(!)” kalıbı, normatif cinsiyet rolleri, kadınları aşağı gören ve yüzeyselleştiren toplum ile aynı toplum ve kültür inşaasıdır. Sadece kadınlara da değil, erkeklere, tüm LGBTIQ komünitesine ve farklı cinsiyet rollerine yönelenere de zarar veriyor. Fakat bu konuyu ayrı bir post’ta açmak istiyorum, yoksa bu yazı sonsuza kadar sürecek.

Bu nefret silsilesinin kadınlar üzerine yoğunlaşmasının en büyük sebebi, yukarıda anlattığım, kültürün kadını limitler arasına kısıtlaması, erkek egemen toplumun mükemmel bir kadın olma beklentisini karşılaması ve uyulması gereken çok fazla kuralı olmasından kaynaklanıyor. Bu baskılar arasına sıkışıp kalan herkes, karşısındakinin beklentileri karşılamadığı o anı elinde küreklerle bekliyor gibi. Çünkü sanıyoruz ki rekabet var. Kendimizi kıyaslamamız da bu rekabette karşımızdakini eleştirerek, yere çalarak ondan daha iyiymişiz gibi hissetme ihtiyacımızdan.

Yine bir yazıda tüm suçu topluma attım ve içim rahat. Fakat bu toplumu oluşturan biz tatlışlar bu algıları istediğimiz yöne çekme gücüne de sahibiz. Bu konuda kendi fikirlerimi paylaşmadan edemedim. Şu sıralar geçmişte bloklaştığım, küsüştüğüm hemcinslerimle de barışma adımları atıyorum yavaş yavaş. Siz de bugün kendinize bir iyilik yapın ve bol sarmısaklı bir brokoli salatası yapıp, tüm bu yukaridaki sebeplerden ötürü kadınları eleştirmeyi bir kenara bırakın.

Hug a bacı today……..

 

 

Kadınlardan nefret eden kadınlar” üzerine 6 yorum

  1. Ya bunun çıktısını alıp herkese dağıtasım var Berrak.

    Kadının en büyük düşmanı yine bir kadın lafını kurmadığım gün yok desem abartmam. Abartılı söylemde bulunduğunda uyardığımda “aman sen de çok rererösün, iki dakika dedikodu da mı yapamayacağız?” diyen var. Dedikoduyla arkasından, önünden, sosyal medyadan gömmenin nefret etmenin nefret kusmanın da bir farkı ne zaman anlayacaklar bilmiyorum.
    Hele ki yazında bahsettiğin ünlülere, youtuberlara bazen öyle üzülüyorum ki. En “yok ya ben kafama takmıyorum.” diyen insan bile bi yere kadar dayanabiliyordur sanırım.

    Beğen

  2. Eline,Yüreğine,kalemine ve tabii ki bilgine sağlık. Bunları fark etmekte ortaya anlatmakta cesaret işi.. Ayrıca o kadar haklısın ki. Haklılığını anca yaşadıklarımı anlatsam bir kere daha anlarsın. Ama aydınlatmış oldun. Tekrar teşekkürler. izninle paylaşmak isterim… Sevgiler..

    Beğen

  3. Cidden efsane yazmıssın. Ya bide yazının beni tebessüm ettiren kısmı, yazıyı okurken brokoli salatası yiyiyo olmamdı. Haahhahhahhahhahaha cok cok tesekkür ederim. Gunume güzellik kattın

    Beğen

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s