hayaller kum saati, gerçekler multiform


Gün geçmiyor ki kapitalizmin soğuk ellerinde, uluslararası firmaların özenle dekore edilmiş pazarlama departmanlarında daha fazla satış ve müşteriye ulaşım için insanları güçlendirme amacıyla yükselen bir akımın içi boşaltılmasın. “Herkes kendi bedeninde mutlu olsun” diyerek başlayan body positivity akımı nereye gidiyor, çok endişeliyim. Üstelik daha Türkiye’de tadına bile varamamıştık.

Bir kaç gündür can yakan ülke gündemini takip etmek yerine alternatif yabancı basınlara yoğunlaşıyordum, bir kaç haber dikkatimi çekti. Ölüm kalım meselesi değil gündemlerimiz düşünüldüğünde fakat benim ilgi alanıma giren meseleler… (bunu 2 hafta önce falan yazmıştım aslında postlamak içimden gelmedi bir türlü, çünkü ülkede acı dinmek bilmedi)

Bu haberlerden biri, Barbie ve Ken ikilisinin üreticileri olarak tanıdığımız Mattel firmasının, ünlü body positivity aktivisti ve büyük beden modeli Ashley Graham‘ın, kendi ölçülerine birebir olarak orantılı Barbie’sini yapması. Ödül olarak Glamour Women of the Year zirvesinde verilen bu özel ve tek üretim olan Barbie, haber sitelerinde çoğunlukla “Bitişik Baldırları Olan Tek Barbie!” başlığıyla kutlanarak paylaşıldı. Bitişik baldırları olan derken, “thigh gap” ten bahsediyorlar, yani olmayan thigh gapten. Pişik olan Barbie gibi düşünün, iç bacakları sürtüyor, pişik olabilir. Feel the burn. 

sub-buzz-21714-1479224942-1

İlk seri üretiminden beri onlarca jenerasyon kadın ve erkeği fiziksel olarak ulaşması mümkün olmayan, balondan bir ideal peşinde sinir hastası yapan, 50 yılın üstünde bir süredir 1:1 olarak büyütüldüğünde çubuk gibi 3 metre bacaklara ve 40 cm’lik bel ölçüsüne tekabül eden sağlıksız bir vücut imajı pazarlayan, yıllardır bastıra bastıra çocuklara katı cinsiyet rollerini empoze eden Mattel firmasına bakın. Şoke haldeyim. Fakat hislerim karışık.

Firma son yıllarda bu konuda insanların bilinçlenmesi üzerine tektipleşmeden çıkıp, standart Barbie’ye ek olarak seriye Petite, Tall, Curvy çeşitlerinde 3 farklı beden daha eklemişti. Ek olarak, bebeklerin etnisite ve cilt rengi skalasını genişletip “Daha kapsamlı bir güzellik anlayışı” -na hitap etme yoluna gitmişti. Bu yolu izleyerek bebeklerle oynayan çocukların ulaşılacak bir ideal ile değil, etnik ve fiziksel çeşitlilik içinde, oynarken kendilerini bulabildikleri bebekler üretmeye başladılar.

barbies_header-3-2

Geçtiğimiz yıl, yani bu proje açıklanmadan önceki 3 çeyrekte karının %59 oranında düştüğünü açıklayan Barbie, pazarın ve kitlesinin ihtiyacını karşılamış, trendlere ayak uydurarak kendini hem hatırlatmış hem de satışlarını toparlamış oldu. İyi de oldu, küçük yaştaki çocukların gelişimleri esnasında çevrelerinde gördükleri ve angaje oldukları imajlardan ne kadar etkilendiklerini söylememe gerek yok sanıyorum. Fakat şahsen bu yeni resmediliş konusunda hala tatmin olmadığım noktalar var.


Öncelikle her trend olan akımın, eninde sonunda kapitalizmin kucağına düşeceğini bi kabul edelim. Kapitalizmin kucağı ne demek, bizim kendimi parçalaya parçalaya yıkmaya çalıştığımız bu sahte normların laciverte boyanıp bize tekrar yutturulmaya çalışılması demek, böylece bize ulaşmamız beklenen yeni hedefler için daha fazla para harcatmak demek. Bedenin, özellikle kadın bedeninin objeleştirilmeye devam etmesi demek.

Baktılar kilolular da aslında para harcayabiliyor, baktılar diyet yapma trendi yerini sağlıklı olmaya, bilinçlenmeye bıraktı, hadi bakalım bunu nasıl pazarlarız diye başladılar plan yapmaya. Paranoyakça geldiğini biliyorum, ama yine bir saniye düşünün. Büyük beden giyim piyasası şu sıralar hiç olmadığı kadar yükselişte.

Büyük beden model olarak tanımlanan kadınların aslında büyük beden olmayan, 38-40 beden arası ortalama ölçüdeki kadınlar olması gerçeği sandığımızdan daha sıkıntılı. Body positivity aktivistlerine ve bu akımın yüzü olmuş kimselere baktığımda görüyorum ki hepsi göbeksiz, müthiş kum saati formunda ve allahına kadar gıdısız. Sanki 34-36 beden 90-60-90 birini getirip, azcık kalınlaştırıp önümüze koymuşlar gibi.

Tam bedenimizle barıştık diyoruz, ulaşılması beklenen yeni hedefler koyuyorlar.

Dürüst olmak gerekirse, bu pazarlanan yeni beden algısına tam olarak uyan, gıdısız ve beli ince bir şişman olarak ben bile bu duruma içerleniyorum. Çünkü aslında gerçeği tam resmetmiyor. Resmettiği bir kısım var, ancak bu “kadın gibi kadın(!)” figürüne uymayan kesim nerede?

Büyüyen bedenlerde bile standardizasyona gidiliyor. Tüm beden şekillerini temsil etmek kolay değil, elma tipinden, üçgene, armuttan, kum saatine onlarca şekilde, boyda ve renkte insan var. Fakat ne hikmetse resmedilen imaj çoğunlukla kum saati formunda göbeksiz, ince suratlı beyaz kadın. (buna tess holliday bile dahil olabiliyor kendisi über plus size olmasına rağmen)

Özetle, popüler imajlara göz attığımızda, bizim de dahil olduğumuz toplumun aradığı estetik normlar diyor ki, şişman da olsan gıdısız olacaksın, kadını temsil eden kum saati formuna uyacaksın, kalçan geniş, belin ince, memelerin diri olacak, güzellik bu demektir. Hadi bakalım gelsin yeni bunalımlar. “Ben de büyük bedenim, neden bunlara benzemiyorum”lar.

53c807e175bddd1c7530324c1e08abea

Body positivity akımında bu sözgelimi “aktivist” modellerin kullandığı bi slogan var, “curves in all right the places” diye, “doğru yerlerde doğru kıvrımlar” olarak çevirebiliriz bu lafı, bu modeller hayatlarında hiç bacağından kalın kolu olduğu için bunalıma girmemiş, göbek katlarını saklamak için korse giymemiş, yanaklarını gıdılarını saçlarıyla saklamaya çalışmamış gibiler. Ne zaman bu sloganı görsem, içimden “yağ oranımın bedenimde bulunmak istediği yere de mi sen karar vereceksin ulan!” diye isyan edesim geliyor.

Bu akımda öne çıkan modeller bunlar, çünkü toplum bu tür alışılagelmeyen akımları birden bire kabullenemiyor, yani bildikleri ve hoşlandıkları formu genişletip sunmak başlangıç için iyi bir yöntem sanılıyor olabilir. Önce göze hoş geleceksin, alıştıkları modelin bir büyüğünü sunacaksın.

Bu modellerin varlığı elbetteki harika, fakat bu konuda bu kadar dominant olması gereken taraf onlar mı, emin değilim. Biraz çeşitlilik işimize yarayabilirdi.

plus-size-fashion-2

Büyük bedeni (ki büyük beden(plus size) nitelemesinin bile ne kadar doğru olduğu tartışılıyor (kime göre neye göre plus size?) parantez sonsuzluğu)) temsil etmek tek bir vücut tipiyle olacak iş değil, aslında tek bir cinsiyetle de olacak iş değil, fakat o başka bir yazının konusu, henüz yeni başlıyoruz. Yine konudan dağılıyorum ama kusura bakmayın, her şeye o kadar tepkiliyim ki tutunacak dal bulamıyorum… Allah da beni tepkili olayım diye yaratmış, ne diyebilirim ki…

Algının değişmediği şu açıdan belli, yapılan araştırmaya göre 44+ beden kadınlar, özellikle internet üzerinden kıyafet siparişi verirken, standart (38-42) beden ölçüsü olan fakat kıvrımları belli kadınlar üzerinde sergilenen kıyafetleri almayı tercih ediyormuş. Yani özellikle “büyük beden” kategorisinden sipariş ettiğimiz kıyafetleri, kendimizden daha zayıf ve toplumca kanıksanmış bu ideal formdaki modellerin üzerinde gördüğümüzde daha çok hoşumuza gidiyor, bu ürünleri daha çok alasımız geliyor dolayısıyla bu bir aldanmaya yol açıyor. Kendimizi, bize sunulan bu yeni idealin suretinde görmeye zorlanıyoruz. Bu da obsesif kompülsifliğin yan çarlarından olan beden algı bozukluğu, oradan beslenme bozukluğu, bunlarla birlikte depresyona kadar giden bir fırtınanın içine atıyor kişiyi. (makaleyi geçtiğimiz hafta okudum linkini bulduğumda ekleyeceğim)

Barbie’ye dönecek olursak, bu yaptıkları reform, üzerine çok düşünülmezse hoş bir jest gerçekten. Fakat yine de yeni bebekleriyle gerçeği yeterince olduğu gibi yansıtmadığı gibi, firma bu popüler akımı satışlarını eski randımanına getirmek için kullanmış gibi duruyor.

Barbie mirasının firma için taşınması ağır bir yük olduğunu biliyorum, yine de bir işi yapacaksanız tam yapın ve yüreğiniz varsa göbekli, gıdılı barbie yapın da görelim diyorum. Herkes kum saati formunda değil, bu formu bir ideal olarak görmek de haksızlık.

Yine kimisi çıkacak, gereksiz duyar kasıyorum diye bağıracak, kimi çıkacak al işte şişman barbi yapmışlar daha ne söyleniyorsun diyecek, kimisi çıkacak yine az ye diyecek… Bedeniyle barışmak herkesin deneyimlemesi gereken bir şey, fakat bu akımın tektipleştirmeyle sunulan bedenlerine sahip olmayanlar için yaratacağı yeni baskılar beni düşünürüyor. Bu bahsettiğim meselelerin hepsi tartışmaya çok açık, ben istiyorum ki ufak detayları bile tartışalım, kafaları açalım, toplumun bitmek tükenmek bilmeyen estetik kaygılarına yem olmayalım.


Peki bu kadar detaylamasına düşünmeye değer bir konu mu bu? Bence evet. Hemen daha somut bulabileceğiniz bir örnekle taçlandırayım.

Vücut Dismorfik Bozukluk yani beden algı bozukluğu bu yukarıda eleştirdiğim konulardan beslenen psikiyatrik ve tedavisi zor bir hastalıktır. Bu sendromu yaşayanların üçte biri eve kapanıyor, beşte biri ise intihar girişiminde bulunuyor. Keşke abartıyor olsaydım fakat bunu ben demiyorum doktorlar diyor. Bu konuyu başka bir post’ta uzun uzun yazacağım, ancak gördüğünüz gibi bu işin şakası yok. Hoş sohbetlerde pek dillendirilmese de, benim de zamanında çilesini çektiğim ciddi bir problem. Bu sendromun nedenlerinden, elimizden geldiği kadar değiştirebileceğimiz olan ise şu;

Güzellikle ilgili abartılı değer yargıları olan aile ve alt kültürlerde yetişenlerde beden görünümünün abartılı biçimde önemsenmesinin de VDB’nin oluşumunda yeri olduğu düşünülmektedir.

O yüzden, konuyu haddinden fazla deşelediğimi düşünmüyorum.

Ve son olarak; Susma haykır, gıdılar vardır! 


 

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s