Beden olumlama ve sürekli güzel hissetme zorunluluğu


Beden olumlamayla gündeme gelip ünlü olan insanları, bu meseleyi şimdilerde iyice trend olup içi boşaltılmaya çalışılan tüm kadın ve azınlık meselelerinde olduğu gibi reklam aracı olarak kullanan markaları gördükçe bu akımın gidişatını ve problemli söylemlerini sorgulamaya başladım.

Bir şey didaktikleşmeye başladıkça bana itici gelmeye başlıyor. Beden Olumlama / Body Positivity neydi, body positivity otonomiydi. Body positivity güzellik algısına meydan okumaydı. Body positivity kontrolü ele almaktı. Kimseyle bedenini kıyaslamamaktı.

“Sen de bi öyle diyorsun bi böyle arkadaş tuttur bir yolda yürü işte” diyebilirsiniz, ben de öyle olmasını çok isterdim ama olamıyorum.

Şimdi pozitif olumlama denen bir şey var bu akımda (positive affirmation), takip ettiğim çok ünlü bir body positivity hesabı ara sıra takipçilerine, “hadi bir üstteki yorum yapana olumlu bir şeyler söyle!” diye bir fotoğraf paylaşıp, olumluluk ve neşe saçıyorlar birbirlerine gelişigüzel. Düşününce saçma geliyor, kendi değerini biri sana “çok güzelsin”, “kıvrımlarına bayılıyorum!” dediği zaman mı kendimizin değerini farkedeceğiz?

Akım içersinde aklıma takılan ikinci problemse, “bedenini sev!” ve “Biz güzeliz!” vurgusu.

Emir almaktan ve baskıdan hiç hoşlanmam, aklı fikri yerinde olan kimsenin de hoşlandığını sanmıyorum. Her allahın günü bedenimi sevip sevmediğimi sorgulamak durumunda kalmaktan hoşlanmadım. Gün geliyor giydiğim kıyafeti, taşan döşlerimi sevmeyeceğim tutuyor, çok üstünde durmuyorum, meh diyip geçiyorum, oluyor böyle şeyler yani kimseyi kandırmayacağım.

Tamam bedenimizi kabul ettik böyle, artık kendisiyle didişmiyoruz ama her allah’ın günü de bedenimle aşk yaşamıyorum. Bu Beden Olumlama Hareketinin bana kattığı en güzel şey, her an nasıl göründüğümü düşünmemek oldu. E bu zorlama olumlamalar, etrafa pozitivite saçma bahanesiyle dikte edilen bu “bedeni sevme şartnameleri” olunca ben yine dönüp kendime bakıyorum?

1

Ayrıca böyle bir, bedeni durmaksızın sevmek durumu da kulağa baya bir sağlıksız geliyor. Bi sal kendini, bugün de başka bir şeyleri sev yahu, yaptığın işe ver kendini, dış görünüşünün bu kadar önemli olduğunu düşünme. Aralıksız, soluksuz kendini düşünmek narsisizm gibi bir şey olmuyor mu?

İkincisi de “Biz güzeliz!” ciler. Biz böyle güzelsek, diğerleri çirkin mi oluyor? Alt metni çok sıkıntılı bir söylem bu bence. Oldukça dışlayıcı geliyor kulağa. “Biz böyle güzeliz” dendiği zaman hafiften de olsa asfalyalarım atıyor. Yav benim değerimi güzel ya da çirkin olmak mı belirliyor? Güzel olmak zorunda mıyım? Velev ki güzel hissetmedim/güzel değilim, ne diyecekler you can’t sit with us mı diyecekler? Bana asıl düşünülmesi gereken şeyin, aslında durmaksızın güzel olmak zorunda olmayışımızı hatırlamamızmış gibi geliyor.

Şimdi burada klişelere doğru yelken açıp “önemli olan iç güzelliği……….” diyerek ufka doğru italik bir şekilde, elim çenemde havalı bakışlar atmayacağım. Fakat bir normu bozarken, yeni bir norm yaratıyoruz bu söylemlerle. Daha doğrusu aynı bokun lacivertine dönüşüyor olay, o da; “güzellik önemlidir.” 

Hayır efendim, güzellik o kadar da önemli falan değil. “Güzellik eşittir mutluluk” gibi bir denklem bu hareketin kendi kendisini bıçaklamasından başka bir şey değil. Zira güzelliğin sonu olmadığı gibi çirkinliğin de sonu yok. Yarın sivilcenden ötürü çirkin bulunursun, diğer gün içinde çok sevdiğin kıyafetini eleştirirler yine çirkin olursun. Senin için de, çevren için de, toplum için de önemli olan dış görünüşün olur yine. Yaptıkların, söylediklerin, sesin, kişiliğin ikinci plana düşer.

Demek istediğim şu aslında, ben de bazen istiyorum güzel görüneyim, beğenileyim, seviyorum makyajı, sevdiğim kıyafetin üstümde güzel durmasını. Fakat bu aslında o kadar vakit harcayıp, sürekli üzerine düşünülmesi gereken bir şey mi? Bence olmamalı.

Güçlü olmamız, kendimize işkence etmememiz için güzel olmamıza gerek yok. Kimsenin onayına da ihtiyacımız yok. Bir tane vücudun var, ona da iyi bakarsan iyi yaşarsın, iyi de hissedersin. İstemezsen o da senin bileceğin iş. Mutlu olmayı istememek de ayrıca gayet normal kendinle kendine zarar verecek boyutta dövüşmediğin sürece. Ne bu sürekli öforik olma zorunluluğu, nereden çıktıysa çok moda şimdilerde.

Instagram’da bu tartışmayı başlattığım zaman söylediğim gibi ben beden olumlama hareketini tabii ki hala savunuyor ve destekliyorum, hala faydasını görüyorum ve gördüğüm faydalar sayesinde bu eleştirileri yapabiliyorum. Trendi yükselen ne varsa yanlış resmedilmeye, yanlış anlaşılmaya, dolayısıyla da sömürülmeye ve reklam malzemesi edilmeye çok açık hale geliyor. O zaman da karşı çıkanlara savunması çok zor bir noktaya geliyor. Başa dönüyoruz.

Ben başa dönelim istemiyorum.

Belki ben fazla abartıyorum ama düşüncelerim dağınık bir şekilde kafamda yer kaplıyordu. Yazıp biraz düşüncelerimi düzenlemek, sonra da paylaşmak istedim.

 

PS: Ben bunu postlamaya hazırlanırken sevgili Epifani Ezgi, kendi blogunda çok güzel bir çevirisini paylaştı. Tam da şimdi bahsettiğim konu olan beden-nötr  olma durumundan bahsediyor. Onu da okumanızı tavsiye ederim, ayrıca diğer çevirileri de harika, bu gibi konularda Türkçe içeriklerin artması beni çok mutlu ediyor! Bahsettiğim blog yazısı için tıktık.

Beden olumlama ve sürekli güzel hissetme zorunluluğu” üzerine bir yorum

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s