Beden Olumlama Hareketinde Çeşitlilik; Aşırı Zayıflar, Erkekler ve Az kilolular…


Merhaba herkese kanalıma hoşgeldiniz bugün sizlere beden olumlama konusunda yaşanan didişmelerden bahsedeceğim. Tamam belki didişme değiller ve ben abartıyorum (kesinlikle abartıyorum kavga falan görmedim vallahi) ama bu beden olumlama konusunda fikir merkezi sürekli değişen bir karşı çıkış var, o karşı çıkışlara karşı çıkan da bir Berrak var. (Dramatik müzik giriyor bu esnada)

Şaka bir yana, karşı çıkışların olması gerçekten mutluluk verici, misler gibi diyalog açılıyor işte. Demek ki ses getiriyoruz, insanları düşündürüyoruz, tartışma ortamı yaratıyoruz ve bu meselelerle daha fazla kişi ilgilenmeye başlıyor. (optimizmden öldü)

Son zamanlarda Twitter’da gördüğüm, Instagram’da yorum ve mesaj olarak aldığım eleştirilerden yola çıkarak minik açıklamalarla fikirlerimi yazacağım.

cug0eayxgakfyih-jpg-large


“Ben hayatım boyunca düşük kilolu oldum ve ayrımcılığa, aşağılanmalara uğradım, fakat beden olumlama hareketinde herkes şişman ben temsil edilmiyorum.”

Beden olumlama akımı yani body positivity, nasıl doğdu hatırlamak gerekiyor öncelikle. Beden olumlama hareketi, kendiliğinden ortaya çıkmadı, 2010’da birden bire şişmanlar ayaklanıp “eeeh başlarım güzellik algınıza” diyerek ayaklanmadı. Her akım gibi onun da bir geçmişi, öncesinde bu yolun temelini inşaa eden bir hikaye var. O da Şişman Kabul Hareketi yani Fat Acceptance Movement.

1967 yılında New York’ta 500 kişinin bir araya gelip Central Park‘ta, şişmanlık önyargısına karşı bir protesto yapmasıyla başlandığı kabul ediliyor. Protestonun amacının aktivizm yapmak değil sadece bu konuya ses getirmek olduğunu söyleseler de basbaya aktivizm yapıyorlar. 500 kişi yemek yiyor, diyet kitapları yakıyor, dövizler taşıyor falan, harika ortam. Bu organizasyonu yapan kişi Steve Post isimli popüler bir radyocu. Protestonun fotoğrafı ve bilgisi internette pek fazla bulunmuyor, fakat en can alıcı anı neyse ki dokümanlanmış; o da birebir ölçülerde bir Twiggy posterlerini yaktıkları an (Twiggy 60-70’lerin en gözde, en ince manken/modeli).

fat acceptance protest

Detaylı bilgiye, Şişman Kabul Hareketi’ni kapsamlıca anlatan şu kitapta bulabilirsiniz.

Dayanamayacağım, bu protesto ardından neler oldu onlardan da azıcık bahsedeceğim.

Bu protestodan tam 4 ay sonra Llewellyn Louderback isimli bir gazeteci “Daha Fazla İnsan Şişman Olmalı (More People Should Be FAT)” isimli bir yazı yayınladı. Yazısında bugüne kadar eşiyle birlikte uğradıkları haksızlıkları, önyargıları, şişmanlara atfedilen negatif özellikleri yazdı ve isyan etti, diyet yapmayı nasıl bıraktığını anlattı.

louderback_satevepost_small

1969 yılında ise NAAFA, Ulusal Şişmanlık Kabul Hareketi İlerletme Derneği (the National Association to Advance Fat Acceptance) kuruldu. Şişmanlığın ne derneği olur be dediğinizi duyar gibiyim, lakin öyle değil. Şişmanlık politik ve sosyolojik bir kimliktir. Nitekim NAAFA genel olarak iş yeri ayrımcılığı, hasta hakları, toplumsal stigmatizasyon adına pek bir şey yapmayıp, izdivaç programları gibi aktiviteler düzenlediği için yeterince politik ve aktivist olmadığından ötürü, 1973’te dernekteki kadınların büyük çoğunluğunu kızdırıyor. Derneğin daha radikal olmasını isteyen bu kadınlar da ayrılıp The Fat Underground isimli feminist gurubu kuruyorlar.

nafaa newsletter.jpg

Böyle böyle 60’lı yılların sonlarına doğru Şişmanlık Kabul Hareketi, organize, politik ve toplumsal bir hareket haline geliyor. 70’ler, 80’ler, 90’lar derken bilimsel makalelerde yer almaya başlıyor, komüniteler büyüyor, hareketin yetersiz kaldığı durumlardan doğan alt dallar başka hareketlere dönüşüyor. Mesela Beden Olumlama Hareketi, mesela Health at Every Size hareketi (Her bedende sağlık), mesela Beden Kabul Hareketi böylece doğuyor.

Bu hareketler ne kadar kabul etseniz de etmeseniz de Şişmanlık Kabul Hareketi‘inden doğmuştur. Beden Olumlama‘nın yelpazesi ne kadar geniş olsa da, temeli stigmatize edilmiş, medyada temsil edilmeyen ya da edilse bile kötücül resmedilen (sorumsuz, sağlıksız, niyetsiz, pis, acımasız, yetkisiz…vb), maddi ve manevi ayrımcılığa uğramış, dışlanmış bedenlerdir. Fazla zayıf bedenler de temsiliyeti hak ediyor tabii ki, beden olumlamada her zaman yerleri var. Fakat yaşanan tecrübe tamamen farklı, ayrımcılık seviyesi farklı.

Beden Olumlama Hareketinde yeterince underweight (düşük kilolu) beden görülmemesinin sebebi, çoğu zayıf insanın bu konudan çok da şikayetçi olmaması, zaten diyet kültürünün övdüğü beden imajına yakın duruşu, son yüzyıldır idealize edilmiş beden formunda görülmesi olabilir. Bir de body positivity‘nin önceliği baskılanmış, dışlanmış, önyargılı bedenleri ön plana çıkarıp, hak gasplarıyla savaşıp, temsiliyeti eşitlemek olunca, bu akım içersinde ince beden görmemek şaşırtıcı olmamalı.

Eğer bu konuda daha fazla görünürlük istiyorsanız siz de içerik üretin, deneyimlerinizi yazın, data toplayın, araştırın, diyaloğa katkı sağlayın, harekete katılın. Ama bunu lütfen büyük bedenleri, lgbti’leri, engelli bedenleri aşağılamadan yapın ki beden olumlama kendi kendini bıçaklamasın, birlikte güçlenelim.

Sevgili marjinalize edildiğini, toplumdan dışlandığını düşünen düşük kilolu arkadaşlarım, ben sizi temsil edemem çünkü yaşadığınızı ben yaşamadım. Ben sizin hayatınızı yaşamak istedim daha ziyade.


“Sen büyük beden değilsin ki, beni temsil etmiyorsun neden beden olumlamadan bahsediyorsun? Ben senin bedenine sahip olabilmek için nelerimi vermezdim…”

İnternet gerçekten garip bir yer. Uzun yıllardır sosyal medyada paylaşım yaptığım için bu alem benim 55 kilo halimi de gördü, şimdi 70 kiloluk halimi de görüyor. 55 kiloyken de bana “şişman geber” diyorlardı, şimdi 70 kiloyum bu sefer de yeterince şişman değilsin diyorlar (hala şişman geber diyenler de var ama ikisi aynı anda geldiği zaman bi garip oluyor).

Neyse ki bu yorumları (şişman geber tarzı olanları) görünce eskisi kadar heyecan yapmıyorum, hatta yorumları silmiyorum bile. Yeterince şişman değilsin diyenler beni şaşırtsa da onlara kısmen hak verebiliyorum.

Öncelikle bu insanların bir kısmı beni, ben beden olumlama hareketine kafayı takmadan önce takip ediyor olsalardı muhtemelen onlar da “şişman geber” ekürisinde olacaklardı.

Şayet ki gerçekten onları temsil edemediğimi düşünenler varsa, ki varlar ve aslında haklılar. Onlara verdiğim cevaplar hep şu oluyor; “90 kiloyu da 55 kiloyu da görmüş, zamanında beslenme bozuklukları yüzünden hastanelere yatırılmış biri olarak ben sadece okuduklarımdan yaptığım çıkarımları, hayatıma nasıl etki ettiğini ve tecrübelerimi paylaşıyorum.”

Ben yengeç burcuyum arkadaşlar, unutmam. #bodypositive #bodyshaming

A post shared by Berrak (@berraque) on

Amacım asla “doğrusu budur”, “şişmanlık süper”, “bütün ince bedenleri yiyelim”, “en fazla benim kadar şişman olmak kabul edilebilir.” gibi devasa söylemlerde bulunup yalandan body positivity neferi gibi her yere neşe saçmak değil. Benim tecrübelerimle başkasının tecrübeleri tabii ki aynı olmayacak. Yapabileceğim en uygun şey, bu konuda içerik üreterek temsiliyeti arttırmak, bu konuda diyalog açılmasını sağlamak, tartışma ortamı yaratmak, beden çeşitliliğine katkı sağlamak…

Benim bir adet bedenim var ve ne kadar istesem de herkesi temsil edebilmem mümkün değil. Benim yaşadıklarımın on kat beterini yaşayan var, benden çok daha kilolu olan da var, bedeniyle ilgili sorunları kilo değil, leke, sivilce, boy, cilt rengi, tüylenme olan var. Fakat yukarıda söylediğim gibi ben onlar adına, onların yaşadığı tecrübeleri yaşamadan, onları temsil edecek şeyler yapamam. Haklarını yemiş olurum belki de yanlış temsil etmiş olurum, ki bu bence daha kötü.

Ezgi’nin blogundaki bu yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.


“E peki bu akımda erkekler nerede, bizden de beklenen bir standart var, şişman kadın görmekten gına geldi!”

Haklısın arkadaşım. Şişman kadın görmekten bıkman konusunda değil ama bu konuda içerik üreten erkek birey olmadığı konusunda haklısın.

Kadın ve lgbti kimseler kadar beden aşağılamasına mağruz kalmasalar da erkeklerin de beden imajlarıyla sorunları oluyor. Erkeklerden de ulaşmaları beklenen bir “ideal beden” var. Fakat male gaze (eril bakış) ile yargılanmadıkları, hali hazırda ataerkil bir tüketim ve yönetim sistemi içersinde oldukları için, sistem çoğu zaman onların lehine işliyor, durumlar eşit değil.

Yine de, aşırı tüylü, tüysüz (köse), zayıf ve şişman erkek bedenleri üzerinden tatsız temsiliyetler, bedenlerin üçgenleşip, “erkeksileşerek(!)” değişimiyle karakterin kaderinin değişmesi gibi durumlar filmlerde ve dizilerde sıklıkla karşımıza çıkıyor.

Aklıma gelen ilk örnek Captain America. Hikayenin başlarındaki çelimsiz kahramanımıza ne hoşlandığı kadın yanlamak istiyor, ne istediği işe kabul alıyor, arkadaşları durmadan billur geçiyor kendisiyle falan, tam bir trajedi. Tek sebebi ise ufak tefek olması. Hop deneye girip çıkıyor bi bakıyoruz ki kahraman olmuş. Süper kahraman gücünün hikayedeki karakterin gelişimi için gerekli olduğunun farkındayız ama elemanın karakteri değişmiyor, fiziksel olarak daha az güçlüydü ama zaten zayıfken de süper biriydi. Ciddiye alınmak için illa süper kahraman mı olmak lazım yani?

cap

Trans erkekler bu düzenin dışında kalıyor tabii ki, onlardan beklenen erkeklik daha yoğun ve yaşadıkları baskı ve stres dolayısıyla çok daha ağır. Bu konuda malesef kendimi yeterince eğitebildiğimi düşünmediğim için üstüne daha fazla yazmadan önce bol bol okuma yapmam gerekiyor (ki yeterince okusam bile onların adına yazmam ne derece doğru olur bilemiyorum).

Happy Humpday Y'all! ✌🏾💯🍑 #dothehumptyhump

A post shared by Kelvin Davis (@notoriouslydapper) on

Erkeklerde beden olumlama konusu aslında kimse bahsetmek istemese de küçük pipiyi, tek hayalılık durumunu (var böyle bir durum) da kapsıyor. Eril tahakküm onlara da kurallar dayatıyor. Mesela duygularını istedikleri gibi yaşayamayışları, “karı gibi olmak”la aşağılanmaları, “errrkek adam” kıstasıyla yargılanmaları ve bunun getirisi bir çok durum erkeklerin kendilerini ifade etmeleri açısından oldukça kısıtlayıcı.

Maçoluğun aranan özellik olduğu bir memlekette bir erkeğin beslenme problemlerinden, bedeniyle ilgili sorunlarından, zorbalık tecrübelerinden bahsetmesi pek denk geldiğim bir durum değil (hiç görmedim aslında).

Yabancı diyarlarda sayıları kadınl aktivistlere oranla sayıca az da olsa bu konuda içerik üretenler, kendi platformlarını ve komünitelerini kuran hem cisgender, hem heteroseksüel, hem de lgbti beyler var. İncelemek isteyenler olursa linklerini buraya bırakıyorum.

Thebigfashionguy

Notoriouslydapper

Abearnamedtroy

Mattjosephdiaz

Bodypositivityforguys


Bugünlük eyyorlamam bu kadar. Şimdi gidip yine götüme göbeğime bakmadan şort giyimleyeceğim.

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s