Diyet yapmak zor, diyet yapmamak daha da zor!


Beden olumlamanın sağlıklı beslenmeye teşvik gibi bir misyonu olmasa da, bu konuya yoğunlaşmaya başladığından beri benim üzerimdeki etkisi daha sağlıklı tercihler yapmaya başlamak oldu. Diyet ya da rejim adı altında sadece belirli besinleri tüketebileceğimi dikte eden bir liste, izinli ve yasaklı olarak adlandırılan besinler olmadığı zaman, üzerine “işe yaramazsa kilo veremeyeceğim” gibi bir misyon yüklemediğim bir beslenme biçimi benim için daha uygunmuş.

Zira dev kilo alıp çıldırışımdan, sonra beden olumlama hareketine katılıp rahatladığımdan beri 2 kilo vermişim haberim yok (3 olmuş arkadaşlar, yanlışlıkla 1 kilo vermişim beden olumlayıcılığım düşer mi enter). 1 seneyi aşkındır kilom ne kadar yesem de değişmedi. Ne deliler gibi her yediğime dikkat ettim, ne de kendimi yemek istediğimden mahrum bıraktım. Beslenme konusuna duygusal bakmamayı öğrendim zaman içinde.

Yılların verdiği diyet sürünmecesi boyunca ister istemez, sadece kilo verme amacıyla öğrendiğim beslenme, kilo kontrolü, besin değerleri ile ilgili bildiğim ne varsa, o diyet günlerinde birbir tepeme yıkılırken şimdi tüm bu bilgileri sindirip mantıklı bir şekilde kullanmaya başladım sanki. Su içmek iyidir, karbonhidrat mutlu eder ama fazlası zarardır, rafine şeker şeytan icadıdır, gazlı içecekler boktur, kaliteli protein yağ yakımı ve beyin sağlığı için önemlidir, koyu renkli sebzeler cennetten çıkmadır, bakliyat iyidir lifler süperdir ama orantılı yemek lazım…

Bunlar gibi bildiğimiz şeyler yani abartılı bir durum yok.

IMG_6959

Zeytinyağı ve tereyağı’ndan asla ödün vermediğimi eklemem gerek.

Kendimi kısıtlanmış ya da mahrum bırakılmış hissetmediğim zaman kendime daha iyi bakıyorum. Sanırım yoksunluk sendromu yaşamadığım için, bir isyanla kısıtlanmış beslenmeyi bırakıp yarınlar yokmuşçasına gömüp sonra yine rejime girmeye çalışmadığım için güzel bir düzene oturduk.

Bana ne yiyip ne yiyemeyeceğimi söyleyen, besinleri düşman gibi anlatan, kilo verince sağlıklı olacağımı dikte eden düzene baş kaldırışın mutlu sonuçlarından biri bu.

IMG_6958

Birden bire olmadı yanlış anlaşılmasın. Bazen bana mesajlar, e-mailler geliyor “seni yeni takip etmeye başladım ve sayende artık diyet yapmıyorum, gömüyorum şu an dondurmayı, umrumda değil kilo almak, kendimi seviyorum!” gibi.

Önce bi seviniyorum, sonra bu durum bana yaptığım diyetler işe yaramadığında düştüğüm boşluğu, anlık gaza gelip gres yağı gibi patates kızartmalarına, abur cuburlara dalışlarımı ve duygusal yeme bozukluğunu hatırlatıyor. Acaba kendimi yanlış mı ifade ediyorum bu beden olumlamadan bahsederken diyorum.

Beden olumlama hareketinin gurusu olduğumdan değil ama düşünürken diyorum ki “yav, ben hala şu an olduğum halimi seviyorum derken iki kere düşünüyorum, 1.5 sene olmuş hala aklımın en uç köşesinde de olsa ne kilo aldırır, ne kilo aldırmaz, diyet mi yapsam gibi konular/sorular var”. Bu kadın nasıl çözmüş işi de, “tamam oldu ben bedenimle barıştım şimdi hamburger vakti” diyor.

Hala tam olarak “ben kendimi bu şekilde çok beğeniyorum ve kendimle barışığım” deme cesaretini tam anlamıyla hakkını vererek gösteremeyen, size yolun yarısından seslenen biri olarak, bu anlık gaza gelmeler şayet ki meseleyi içselleştiremediyseniz, sizi duygusal beslenme bozukluğunda olduğu gibi gaza gelme > aşırı yeme > pişmanlık >stres > sağlıksız beslenme/kilo verme > başa dönüş döngüsüne sokabilir. Bu konuyla ilgili uzuuunca bir yazım var, şuradan okuyabilirsiniz.

Bu binge eating denen döngü de bedeninize ve psikolojinize yapabileceğiniz en büyük kötülüklerden biri. İnsülin direnci, sürekli kilo alıp vermekten oluşan bedenine yabancılaşma, beslenme konusunda stres yaşamak, obsesiflik, ne ararsan var bu yolun sonunda. Hele bir de benim gibi polikistik over sendromundan muzdaripseniz, resmen oturduğunuz dalı kesiyorsunuz.

Rejim yapmayı bırakmak, adı şimdilerde “sağlıklı yaşam” a dönüştürülmüş olan diyet kültürüne başkaldırmak gerçekten kolay değil. “Yiyorsun işte nesi zor” diyebilirsiniz ama ben hala acaba daha da kilo aldım mı, pizza yerken ipin ucunu kaçırdım mı, yarın sebze yiyeyim diye düşünüyorum arada bir. Bu içimize işlenmiş ince bedene ulaşma arzusu, incelince sağlıklı olunacağı yanılgısı bir günde yok olmuyor. Çevrenizin “kilo mu versen” gibi söylemlerinden önce kendi düşüncelerimiz öyle zart diye değişmiyor, dürüst olmak gerekirse. Hatta bazen de kendimizi inandıramadığımız için bedenlerimiz üzerinden eleştirilmeye devam ediyoruz.

Rejim yapmayı geçtim, sağlıklı yaşamın en önemli adımlarından biri olan (bence) paketli gıda tüketimini bırakmak bile, şehir hayatının zamansızlığı ve koşturmacasında çok zor, büyük bir çaba gerektiriyor. (Bu konuda dev bir azimle harika bir şekersiz 21 gün çelıncı yapan, önünü alamayıp 100 günü deviren müthiş arkadaşımın blog’una ışınlanmanızı tavsiye ederim)

Neyse başa dönelim. Beden olumlamanın sağlıklı hayatı, egzersizin önemini dikta etmek gibi bir misyonu yok. Olmamalı da. Sağlıklı beslenme nedir ne değildir ayrı bir yazının konusu ama kişinin ne yiyip içeceği, tamamen kişiyi ilgilendiriyor. Yine de bu tepkilerin artmasıyla şunu hatırlatmak istedim; bedeninizin, bedeninize yaptıklarınızın, tercihlerinizin sorumluluğu sizde ve kimseye ne tüketim tercihleriniz ne de görünüşünüz konusunda hesap vermek, kimseyle kendinizi kıyaslamak zorunda değilsiniz. Ne güzel şeydir otonomi. Ne güzel şeydir birey olmak, kendi tercihlerini yapabilmek ve arkasında durabilmek.

Yedikleriniz, yemedikleriniz, bedeninizin şekli, fazlalığınız, inceliğiniz, saçınızın rengi, lekeniz, sivilceniz, boyunuz sizin değerinizi, karakterinizi, ahlakınınızı belirlemiyor.

Zaten sağlıklı beslenmek de sınıfsal bir vurguyla fetiş haline geldi, yok detox suyu, yok günlük öğün programlayıcısı, yok kinoa, yok chia, ayrı ve daha üst bir sınıfa dahilsin gibi ana akım sağlıklı beslenme içeriklerine göre. Halbuki pazara gidip en yamru yumru domatesi, biberi, kerevizi seçip zeytinyağlı türlü yapınca da sağlıklı besleniyorsun. (kinoa, chia falan severim bu arada, bilirsiniz.)

Diyet yapmak zor, diyet yapmamak daha da zor.

img_6960.jpg

Ailemin genetik kodunda bulunan tiroid ve bende çıkan pcos için düzenli kan tahlili yaptırıyorum, senede 1-2. Geçtiğimiz hafta kan verdim ve sonuçlar hiç olmadığı kadar iyi çıktı. Hayatında asla kilolu olmamış, fakat leş gibi beslendiği için kolestrolü yüksek çıkan anneme, “bu ne yiyorsa, ne yapıyorsa onu yapın” diyen doktorumuza burdan selam gönderiyorum.

Sonuç olarak, (özellikle) kadını objeleştirip, aşağılayan bu diyet kültürü sizi daha sağlıklı yapma vaadiyle hasta ediyor olabilir. Sağlıklı beslenmenin ise gelmiş olduğu sınıfsal ayrıştırıcı durum, odağının kilo vermek olması, ince bedeni sağlıklı beden kabul edişi yine sizi aslında tüketmeniz gereken besinlerden soğutuyor, ek olarak psikolojik baskıyla sizi zor durumlara sokuyor, ya da gözünüzü korkutuyor olabilir. Yukarıda bahsettiğim yoksunluk sendromu ve aidiyet eksikliği gibi…

Alt tarafı dengeli besleneceksin, kendini seveceksin, kendine iyi bakacaksın, zaten içinden gelerek hayatın getirisi olan, yapman gereken şeyleri yapacaksın, yapmak istemiyorsan da yapmayacaksın. Çarpık medya, sağlık, güzellik sektörleri ve toplumsal baskı bunu bile yüz kere düşündürtüyor insana.

İsyan be.

IMG_CF829671FE34-1

Eğer yaptığınız bir şey psikolojik olarak sizi kötü etkiliyorsa, her ne kadar sağlıklı bir tercih gibi görünüyor olsa da, bu yol sizin için “sağlıklı” olmayabilir. Çünkü zihin/ruh sağlığı, sağlığın temel taşı. Eğer ruhunuza iyi bakmıyorsanız, kendinizi özgür hissetmiyorsanız günde kaç bardak yeşil smoothie içip, kaç kilometre koştuğunuzun, ya da kaç hamburger yiyip, kaç bardak bira içtiğinizin bir önemi yok.

Umarım bu yazıda beden olumlamanın çöp gibi beslenmek demek olmadığını, çöp gibi beslenmek istediğimizde de kimseye hesap vermek zorunda olmadığımızı anlatabilmiş ve az da olsa bu konuyla ilgilenmeye başlayanları düşünmeye sevk etmişimdir.

Şimdi gidip ıspanak yiyimleyeceğim.

Diyet yapmak zor, diyet yapmamak daha da zor!” üzerine 8 yorum

  1. Harika bir yazı olmuş bu konuda büyük bir destekçinim fakat senelerdir içinde bulunduğum kilo alıp verme döngüsünü bir türlü aşamadım. Hala en zayıf halime bakıp o halime dönmek için aç kalıyorum. Gerçekten bu zayıfsan güzelsin durumu ruhumuza işlemiş aşamıyoruz. En azından bu yazıdan sonra paketli gıdayı bırakıp daha sağlıklı beslenebileceğimi düşündüm. Umarım bu yolda senin kadar azimli olabilirim. Sevgiler ..

    Beğen

  2. Yazdıklarınızı 2 yıl önce okusaydım huzurla zayıflamayı becerirdim, eminim. 🙂 Yıllarca zayıf olmak isteyip beceremedim , aldığım kiloların sebep olduğu hipoglisemi nedeniyle Karatay diyeti uygulayıp 12 kilo verdim. Sağlıklıyım, aç kalmıyorum, zihnim berrak, ruh halim kolay bozulmuyor. Bana çok iyi geldi. Diyet yapmıyorum sadece sağlıklı besleniyorum dedim ve gerçekten kilom gitti sağlık geldi. Hipoglisemimi saçma sapan diyetlerle çözemeyen doktorum bile “çok sağlıklısın, ne yapıyorsan devam et” dedi

    PCOS’a da iyi geldiğini okudum, naçizane.

    Beğen

  3. Kilo vermek ugruna kendini depresyona sokan bir insan olarak yazdiklariniza sonuna kadar katiliyorum. Kilo vermeyi o zaman cevrem icin istemisim ki 2 ayda 15 kilo verince kendimi begenmemeye ve ruhsal olarak çöküntüye uğradım. Sonra noldu psikolok psikiatriye gitmeler basladi ve kendimi keşfetmeye başladım. Yavaş yavaş spor gercekten sağlığım icin yapmaya başladım. Kilo vermek gibi bir derdim yok. Ben suan saglikli ve mutluyum.

    Beğen

  4. Diyet yapma fikrine karşıyım. Bu konudaki aydınlanmayı Dr. Ozan Tunçer & Nathalie Tunçer’in Zayıflama Diyetleri Çöpe adlı kitabını okuduktan sonra yaşadım. Kitaba ücretsiz olarak internetten ulaşmak mümkün. Bize senelerdir empoze edildiği gibi kilo vermenin yolu kesinlikle diyet yapmaktan geçmiyor. Özet olarak hayatımızda oturtmamız gereken felsefe “acıkınca ye, doyunca dur”. Yani vücudunun sesini dinle. Bunu gerçek anlamda hayatımıza geçirince kilolar kendiliğinden gidiyor zaten. Diyetlerden muzdarip olan herkese bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ederim.

    Beğen

  5. Bugün spor yazısının altına yazmıştım Facebook’ta. Bende de insülin direnci mevcut ayrıca polikistik over sendromundan muzdarıbım, çocuk yapana dek kullanacaksın Yasmin diyor doktorum bana, bir yandan glicophage diye bir insülin direnci ilacı kullanıyorum.
    İnsan mutlu ise vücudu ona göre şekil alıyor. Onu fark ettim, 69 kilo ilk başta nefret ettiğim bir sayı oldu ama aslında seksi bir sayı kabul :)) Ben ne kadar stres yaptıkça kilo veremediğimi daha kötüsü aldığımı gördüm. Geçen ay 72 kiloya çıktım, bunda yüksek lisanstan evde yemek yemeyi unutmak, sağlık sorunlarının yanı sıra en çok stresin etkisini gördüm. Kafam rahatladı, vücudumun sesini dinledim ve kafa yapımı değiştirdim 3 kilo verdim. Şimdi ne kafasındayım? Sevdiğim bir eylem olarak spor yapıyorum, bugün pizza yiyorum ama pişman değilim. En büyük motivasyonum “vücudum ben mutlu olduğum için mutlu olacak, ben kendimi Large bedende iyi hissettiğim için güzel görünüyor”. Eski fotoğraflarıma 60-62 kg iken baktığım zaman mutsuz olmuyorum.
    Laf aramızda yemek yemek benim için en büyük zevk. Ama artık eskisi kadar mutsuz değilim. Yine kıyafetlerimin içinde kendimi iyi hissediyorum. Sporu da keyif aldığı için yapanlardanım. Zorunluluk işin içine girerse stresten bir adım yol alamazsın.
    Bedenimiz hayat içinde bir süreçten geçiyor, bu da bir süreç, kimi zaman vücuda da yansıyor, sağlığım elden gitmediği sürece haliyle çok takmamak lazım.

    Beğen

  6. bedeniyle barışamayan senelerdir kilolarıyla boğuşan biriyim sanılanın aksine sürekli nefes almadan bir şeyler yemiyorum ama kilo alıyorum ergenliğimden beri düzenli olarak..zor çok zor bir hayatım var 13 yaşımdan beri düzenli antidepresan kullanıyorum ve şuan 21 yaşındayım..senelerce tartılmayı reddettim ama hayatımdaki istisnasız herkes (ailemden bahsediyorum) beni aşağılamaktan tutunda kilo verirsem çok güzel olacağıma kadar bir şeyler söylemekten hiç bıkmadı,kendimden nefret edecek boyuta getirdiler diyetisyene gittim ve korkunç bir diyet listesi aldım korkunç ama aşırı sağlıklı (!) daha bir hafta dolmadı bile ama pes ettim çünkü gerçekten çok zor ,mutlu değilim hem de hiç değilim yüzü güzel şişman kız lafından fenalık geldi,tartıda üç hanelileri gördüm.. aslında anlatmak dökmek istediğim o kadar çok şey var ki son olarak şunu diyebilirim ki bir insanı en çok etkileyen en yakınındaki insanlar ben kendimi çok şanssız hissetsem de dilerim herkesin her şey kalbine göre olur 🙂

    Beğen

yorumunu paylas!

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s