Kaygılar zorbalığa dönüşünce bunu yazdım: Fat Shaming

Gün geçmiyor ki twitter’da kızkardeşlik iç savaş yaşamasın, gün geçmiyor ki kadınlar kadınları kendilerini daha üstün hissetmek için, farkında olmadıkları ataerkil baskı sebebiyle paramparça etmek istemesin, kendini üstün hissedecek de ne olacak ayrı bir konu zaten. Bu esnada içimdeki optimisti durduramayacağım ve diyeceğim ki, bu durum en azından eleştirilen konu hakkında tartışma ortamı sunuyor, meseleleri daha…

hayaller kum saati, gerçekler multiform

Gün geçmiyor ki kapitalizmin soğuk ellerinde, uluslararası firmaların özenle dekore edilmiş pazarlama departmanlarında daha fazla satış ve müşteriye ulaşım için insanları güçlendirme amacıyla yükselen bir akımın içi boşaltılmasın. “Herkes kendi bedeninde mutlu olsun” diyerek başlayan body positivity akımı nereye gidiyor, çok endişeliyim. Üstelik daha Türkiye’de tadına bile varamamıştık. Bir kaç gündür can yakan ülke gündemini takip etmek…

Kadınlardan nefret eden kadınlar

Geçtiğimiz hafta şöyle bir eski tweetlerime bakayım dedim, 2010’dan beri neler olmuş hayatımda diye loglarımın tozlu sayfalarına bir giriş yaptım. Hani gençlik günlüklerimizi okumak gibi, bunu ara sıra yapıyorum kendi gelişimimi, düşüşlerimi, yükselişlerimi gözlemlemek için. İçten içe karanlık geçmişimin farkındaydım aslında, fakat okuduklarım kendime gelmeme yetti de arttı bile. Ben dev bir nefret küpüymüşüm. Şimdi öyle değilim,…

Bölüm #1: Kahve, kahve, kahve…

Kahve. Muhtemelen, sudan sonra dünyamızın gelmiş geçmiş en yoğun tüketilen içeceği. Peki kahve’yi yeterince tanıyor muyuz. Tabii ki tanıyoruz, fakat ben yine de bugün biraz kahveden bahsetmek istiyorum zira geçtiğimiz gün farkettiğim üzere, sabahları beni artık tek kahve kesmiyor. Çorba gibi instant kahve içerek ayılan biri olarak bu durumu nasıl çözerim diye düşündüm ve kahhve.com‘dan…

İstanbul’da 10 Gün: Aşk/Nefret

İstanbul’da 8. günüm, uzun süredir bu kadar uzun kalmamıştım, günlerimi 10’a tamamlayıp İzmir’e döndüm. İstanbul oldum olası gözümü korkutuyor, kalabalık, kaotik, bomba patlamalı, terör estirmeli, beton ormanı, aşırı pahalı, kimin ne olduğunu, neden zengin, nasıl zengin, neden kibirli, neden yargılayıcı olduğunu anlayamadığım ve turist olmaktan keyif aldığım bir şehir. Fakat bu sefer yargılarımı bir kenara…

Lomography Store işbirliği ile; La Sardina’dan fotoğraflar çıktı!

Merhaba! Geçtiğimiz bahar’da lomography.com.tr‘nin gönderdiği La Sardina ile çektiğim fotoğrafları sonunda tab ettirebildim. İzmir’de 50 liraya banyosu yapıldığı için, biraz da benim eve geri taşınmam, yazlığın açılması, benim ordan oraya sürüklenmem sebebiyle fotoğrafları banyoya vermeye vakit bulamamıştım. İstanbul’a gelmişken, hazır Sirkeci’ye de gidiyorken, yol üstü fotoğrafları da bıraktım. İstanbul’dan manzaraları başka bir postta paylaşayım, şimdilik…

Hop, neler oluyor?

Aylardır ağlaşıp, kilo almam dünyanın sonuymuşçasına her yönteme başvurduğum kilo verme serüveninin sonuna geldik. Kilo verdim ve hayatımda hiç bir şey değişmedi… Tabii ki de birden bire hayatımın toz pembe olmasını beklemiyordum ancak kafamda o kadar büyütmüşüm ki bu meseleyi, eski halime dönünce her işime daha iyi odaklanırım, moralim daha zor bozulur falan sanıyordum. Öyle…

Eşkiya kedinin hazin sonu

Bugün Berrak’a kedi şoku manşetleriyle uyandım. Sabah huzurlu uykulardan kabuslarla uyanmayı bile daha çok tercih ederdim ancak, kabus gibi kedi ciyaklamalarına uyandım. Gözümü açtığım an, biri eve girdi, o kadar psikopat biri ki bilgisayar telefon çalmak yerine kedimiz Leia’ya işkence ediyor gibi düşündüm, uyku sersemi daha iyi bi olasılık yokmuş gibi geldi. Neyse, salona koştum…